SORU:

Ölümden sonra yaşam yoksa, ölünce bize ne olacak?

İDDİA:

Ölümden sonra mutlaka başka bir yaşam olmalı. Eğer öbür dünya yoksa, ölünce bize ve ruhumuza ne olacak? Öldükten sonra yok oluyor olamayız.

CEVAP:

Bilim insanları, beynimizin evrimi ve kültürel evrimimize dair bildiklerimize bakarak, öteki dünya inancının ilk kez rüyalar şeklinde ortaya çıktığını tahmin ediyor. Birçok dinde öteki dünya kavramı, ölümden sonra ruhun bedenden ayrılması ve başka bir dünyada/bedende yeniden hayat bulması şeklinde tanımlanmaktadır. Bu nedenle konuya iki farklı açıdan yaklaşılır. Birisi, ölümden sonra bedenimize ne olacağı, diğeri de “ruhumuza” ne olacağıdır. Ama konuyu bilimsel anlamda ele alabilmek için, her şeyden önce ölümün tanımını doğru yapmak gerekiyor: Ölüm, yaşayan bir organizmanın onu canlı tutan tüm biyolojik fonksiyonlarının durması anlamına gelir.

Doğal koşullar altında, ölümün gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra bedenimiz çürümeye başlar ve biyojeokimyasal döngüye katılarak ekosistemin bir parçası haline gelir. Buna dini inancı olan kişiler bile genellikle karşı çıkmamaktadır.

Ancak kabullenilmesi zor olan ve bu nedenle de öteki dünya inancını besleyen şey; tanımı kişiden kişiye ve inançtan inanca değişen “ruh” kavramıdır. Doğaüstü inançların çoğuna göre ruh, ölümsüzdür. Ancak, varlığı dahi kanıtlanmamış olan bir şeye ölümsüz demek, açıkça bir mantık hatasıdır. Ayrıca belirttiğimiz gibi ruh kavramının tanımı da belirsizdir. Kimileri bunu bilinç, farkındalık, zeka, öz vb kelimelerle tanımlamaya çalışır.

Günümüzün bilimsel tanımına göre ise, beyin dediğimiz organın, duygular, hafıza, akıl yürütme ve karar verme gibi bazı fonksiyonlarına verdiğimiz isimdir. Düşünce dediğimiz kavram, beyindeki hücrelere ulaşan elektrokimyasal sinyallere verilen biyokimyasal tepkilerin tümüdür. Dolayısıyla, vücudumuzu bir makina gibi düşünürsek, bu makina işlemez hale geldiğinde (yani öldüğümüzde), onun bir parçası olan beynin de fonksiyonları duracaktır. Artık hissetmeyecek, bilinçli olmayak, hiçbir şeyin farkına varmayacaktır. Bu şekilde tanımlanan bir “ruh” kavramı için kolaylıkla şu cümleyi kurabiliriz: Öldüğümüzde, ruhumuz da ölecektir.

Ruh hipotezi, nörobilim tarafından çürütülmüştür. “Ruhumuzun”, yani “bizi” temsil eden aklımızın, beyin olmadan var olamayacağı gösterilmiştir. Yaralanma, felç, demans (bunama) veya Alzheimer gibi sebeplerle beyin ölümü gerçekleştiği zaman, aklımız da onunla birlikte ölür. Beyin işlemediği zaman geriye ne akıl kalır, ne de ruh.(1) Yani aslında bu şekilde tanımlanan bir ruh, bedenden önce bile ölebilir.

Kendi kendisini anlamaya çalışan ve bu yeteneğe sahip belki de tek canlı yapı olan beyni inceleyen bilişsel bilimler geliştikçe, kuşkusuz beynimiz ve işleyişi hakkında daha da fazla bilgiye sahip olacak ve “ruh” kavramının çok daha farklı tanımlarını yapabileceğiz. Öteki dünya inancı ve bu inancı doğuran çeşitli arzu ve korkular (yok olma korkusu, yalnızlık korkusu, anlamsızlık korkusu ve ilahi adalet kavramıyla gelen adaletin yerini bulmasına duyulan arzu, sonsuza kadar yaşama/var olma arzusu gibi) sadece beden ve ruh ölümüne ilişkin cevaplarla tatmin edilemeyecek olsa da, insanlara büyük ölçüde açıklama sunacaktır. Evrende deneyimlediğimiz her şeyin, doğaüstü açıklamalara gerek duymadan bilimsel verilerle açıklanabildiği akılda tutulmalıdır.

 

Kaynak:

1. Shermer, M.(2012). Climbing Mount Immortality: Death, Cognition and the Making of Civilization.; Scientific American

  • Paylaş
  • submit to reddit